Küçük yaştayken, yapılacaklar ve
hedefler diye iki tane liste yapardım. Daha hevesle çalışır, hedeflerime
ulaşınca daha çok mutlu olurdum. Zaman geçtikçe, hedefler büyümeye, bir
noktadan sonra türlü imkanlar tekrar gözden geçirilince bu hedefler hayallere
dönüşmeye başladı. Floransa’ya gitme
hedefini (ve sonradan gerçekleşene kadar hayal olarak kalacaktı) listeme
yazdığım anı çok net hatırlıyorum. Tv8’in taze zamanlarıydı; çok güzel,
izlenesi programlar yayınlanırdı. Programın ismini hatırlamıyorum ama bakır
kızıl renkte kısa saçlı bir sunucu her hafta bir ülkeyi gezip seyahat programı
yapıyordu. Düzenli izlediğimi hatırlamıyorum, çünkü o zaman seyahat etme, yeni
ülke görme zevkini henüz tatmamıştım. Bir hafta sonu denk geldiğim bölüm
Floransa’ydı. Gördükçe, anlatılanları dinledikçe neden bilmem ama büyülendim. Floransa’ya
gitmek, o gördüğüm yerlerde bilakis bulunmak istedim ve hemen günlüğümün arasındaki hedefler listemin yazılı olduğu kağıdı çıkartıp ilk sıraya yerleştiriverdim.
Ve Floransa'ya gitme hedefim uzun bir süre de
zirvede kaldı diyebilirim, yanına İtalya kültürü ve dili merakını da aldı, kartopu gibi
yuvarlandı, büyüdü durdu. Floransa'da dil okullarına mı başvurmadığım kaldı,
yoksa aslında geleceğinin olmadığını bal gibi de bildiğim master programlarına
katılmadığım mı. Takıntılı gibi ucu bir şekilde Floransa’ya, İtalya’ya
dokunacak her şeye katılmaya, eni konu her şeyi araştırmaya başladım. Ama
üniversitenin bitmesiyle o ana kadar fark edemediğiniz gelecek kaygısı içine
girip hem maddi hem de manevi olarak koşulları sağlayamadığımdan hedefler listemi
revize edip, Floransa’yı hayaller listeme taşımak zorunda kaldım.
Bu zaman içerisinde girdiğim her İtalyanca dersinde, izlediğim her İtalya
belgeselinde, dinlediğim her İtalyanca şarkıda umutla karışık bir hüzün
hissettim.
Acaba bir tek beni mi bu kadar
çok etkiliyor bilmiyorum ama bence İtalya; tarihi, dili, müziği, halkı, kültürü
ile kocaman bir dünya. Hepsi birbirinden bir şeyler alıyor, kendine katıyor. Siz
de ucundan bir yerden değdiyseniz eğer, sizi de bu dünyanın içine sokuveriyor
bir anda. Azıcık dilinden anlamaya başlayınca yaşamları, kültürü etkilemeye
başlıyor; müziği kulağınıza bir başka geliyor; insanlarıyla benzerlikleri daha
çok gözünüze çarpıyor, sanki Floransa uzak bir ülke değil de uzun süredir
göremediğiniz ve en yakın bir fırsatta ziyaret etmeyi planladığınız
büyükbabanızın o eski bağ evi gibi. Üzüm salkımları, fırında pişen ekmek, güzel
kokulu meyveler, sıcacık aile bağları... Sanırım fazla kaptırdım kendimi... :)
İşte yıllarca içimde bu büyülü
hisle bekledikten sonra hayalim gerçek oldu. Hem de hiç düşünemeyeceğim kadar
güzel bir şekilde... Dünyanın en düşünceli eşine sahibim ki benimle evlenmesi beni yeterince mutlu etmezmiş gibi bir de balayına Floransa'ya gitmeyi teklif edince en büyük hayalimin hafiften hedefler listeme geri dönebileceğini hissettim. Çok heyecanlıydı, şehre adımımı atana kadar da bu
durum değişmedi. Önce kabaca gidiş-dönüş rotasını belirleyip uçak biletlerimizi
aldık, sonra otel ve vize halloldu. Geriye de bir sürü zaman ve bu 1 haftayı
nasıl dolu dolu geçirebiliriz diye bana araştırma yapıp plan hazırlamak kaldı.
O kadar çok hissettiğim, tattığım
şey, yaşadığım güzellik var ki; korkarım, şehri anlatmak için yazım sayfalarca sürebilir.
Önce kısacık genel bir bilgiyle
başlamak isterim.
Floransa, bölgelerden oluşan
ülkenin Toskana bölgesinin
başkentidir. Siena, Pisa, Bologna ve San Marino’yla çevrelenmiş bu şehir aynı
zamanda İtalyan Rönesansı’nın da doğduğu yerdir. Zamanında ülkenin
başkentliğini de yapmıştır. İsmi aslında “Florentina”dır;
çiçekler şehri anlamına gelir. Zaten amblemi de beyaz zemin üzerine Florens navruzundan gelen (Iris Filorentina) kırmızı zambaktır. Bu
amblem ilk belirlendiğinde kırmızı zemin üzerine beyaz zambak şeklindeymış,
fakat 1252 yılında şehir kendini Alman yönetiminden kurtardıktan sonra bu
renkler yer değiştirilmiş ve şimdiki halini almış. O zamandan bu zamana şehrin
pek çok yerinde çeşitli şekillerde kullanılmakta.


Floransa’ya ulaşım konusunda
hemen her Avrupa ülkesinde göreceğiniz kolaylıkları bu şehirde de göreceksiniz.
Kent merkezine yakın bir havaalanı bulunmaktadır; Amerigo Vespucci Havaalanı. Bu havaalanına pek çok Avrupa şehrinden
uçuş mevcut. Aynı zamanda çevredeki Roma, Bologna, Milano şehirlerinden hızlı
tren ile de Floransa’ya ulaşımı sağlayabilirsiniz. İstanbul’dan THY ve
Pegasus’un (Floransa hariç) İtalya’nın pek çok şehrine direkt uçuşu var. Biz de
Floransa’ya ulaşmak için ikinci yolu tercih ettik ve Bologna’ya inip oradan
hızlı tren ile hayallerimdeki şehre vardık.
Tren, şehirler arasında en çok
kullanılan ulaşım şekli. Seferlerin sıklığı, tren ağının çok geniş olması ve
servisin çok kullanışlı olması gerçekten de treni seçmemek için bir sebep
bırakmıyor. Tren biletlerini http://www.trenitalia.com/
sitesinden alabilirsiniz. Böylece istediğiniz gün, istediğiniz saat ve
istediğiniz yerden bilet alabiliyorsunuz. 30 gün öncesinden alırsanız “meno 30” kampanyasıyla ücrette %30 bir
indirim olmuş oluyor. Bundan sonra mailinize PNR koduyla biletiniz geliyor,
isterseniz çıktı alın isterseniz telefonunuza kaydedin ama mutlaka yolculuk
esnasında yanınızda bulundurun. Çünkü istasyon girişinde ya da trenlere binişte
kimse size bilet sormuyor, güzelce uygun yerde treninizi bekleyip, geldiğinde
yerinize oturuyorsunuz. Tabi bu durum suistimalleri de bazen beraberinde
getirebiliyor. Örneğin yerinizde başka birisi oturmuş olabiliyor ve sizin
geldiğinizi anladığında hemen kalkıp başka bir boş yere oturuyor. Böyle
durumları engellemek için de tren seyir halindeyken bilet kontrolü
yapılabiliyor, bu durumda biletinizi gösteremezseniz anında cezai işlem
uygulanıyor. Zaten genel olarak Avrupa’daki eğilim karşıdakine %100 güven yönünde
ama bir kere bu güveni sarsacak bir hareket yaparsanız da ceza telafisiz olarak
uygulanıyor.
Tren yolculuğuna dönecek olursak,
Bologna-Floransa arası yolculuk yarım saat sürüyor. Konforlu ve güzel manzaralı
otuz dakikanın ardından Floransa SantaMaria Novella tren istasyonuna varıyoruz. Bizi bir sürü platformun
bulunduğu eski ama görkemli bir istasyon karşılıyor. Önce bir İtalya havasını
içimize çekip, sonra Floransa toprağında ilk fotoğrafımızı çektiriyoruz :)

Şehir zaten yürüyerek
gezilebilecek kadar bir alanda olduğundan otelimize yürüyerek gitmek istedik.
Bizi 5 gün boyunca ağırlayacak otelimiz ünlü Ponte Vecchio köprüsünün yanındaki
Hotel PittiPalace al Ponte Vecchio idi. Minik ve dar sokakların birleştiği
bir noktada yer alan otelin konumu inanılmaz güzeldi. Pencereden bakınca bir
tarafta köprünün her daim ev sahipliği yaptığı fotoğraf meraklısı turistleri,
diğer tarafta elinde bir dilim pizza ile öğle yemeğini ayakta geçiştiren
ziyaretçileri, öbür tarafta nezih bir lokantada Chianti'sini yudumlayan ve
hayata karşı hiç de acelesi olmayan yerlileri görmek mümkün. Odaları, mimarisi,
sessizliği ile otelde lüks içinde boğulmaktansa şehri keşfetmek isteyenlerin
çok memnun kalarak tercih edebilecekleri bir otel.
Yeni bir şehre, ülkeye gittiğimde
en sevdiğim an havaalanından/tren istasyonundan çıkıp otele doğru yol almaya
başladığım andır; şehirle ilk tanıştığım, ne kadar yorgun olursam olayım bir
anda sayısız gözlem yaptığım, ayrıntılarda zevkle boğulduğum dakikalar. İlk
izlenimim yaşadığımız şehirden Floransa’ya geldiğimizde sanki başka bir boyuta
geçmiş gibi olduğumuzdu. Adım attığınız her yerde tarihin izini görmek mümkün. Hiçbir
bina, köprü es geçilmemiş, hepsinde bir sanat dokunuşu bir incelik var. Her
binanın, her eserin bir hikayesi, bir geçmişi var. Bunun yanı sıra günümüz
sanat ve esprilerini de görmek mümkün. O kadar tarihi dokunuşun arasında şehre
ayak basar basmaz fark edeceğiniz bir diğer şey de yol tabelalarındaki esprili
çizimler. Biz ilk fark ettiğimizde sadece o tabelaya ait bir şeymiş gibi
düşünmüştük ama rast geldiğimiz her yol tabelasında bir farklılık görünce bu
durumu araştırma gereği gördük. Tüm bu sokak sanatı Floransa'da yaşayan
Fransız sanatçı Clet Abraham'a ait.


Yolda gördüğüm yerlerden
fazlasını görmek için sabırsızlanıyorum fakat şehre varışımız akşam olduğu için
ufak bir çevre gezisi ve atıştırmadan sonra dinlenmek ve ertesi günkü yoğun
şehir turumuza hazırlanmak için otelimize çekiliyoruz. Buraya gelmeden önce
yaptığım uzun araştırmalar sonucunda rotalar ve detaylarıyla birlikte gezilecek
yerleri çıkartmıştım. Bu ufak birikimimi bir sonraki yazımda Floransa'da turist
olacaklara ve şehri yeni keşfedeceklere ufak bir yardım olarak paylaşacağım.

Özge hanım, Floransa ile ilgili önerilerinizi merakla bekliyoruz :)
YanıtlaSilPek yakında :)
YanıtlaSil