12 Haziran 2014 Perşembe

La citta' dei miei sogni: Firenze

Küçük yaştayken, yapılacaklar ve hedefler diye iki tane liste yapardım. Daha hevesle çalışır, hedeflerime ulaşınca daha çok mutlu olurdum. Zaman geçtikçe, hedefler büyümeye, bir noktadan sonra türlü imkanlar tekrar gözden geçirilince bu hedefler hayallere dönüşmeye başladı. Floransa’ya gitme hedefini (ve sonradan gerçekleşene kadar hayal olarak kalacaktı) listeme yazdığım anı çok net hatırlıyorum. Tv8’in taze zamanlarıydı; çok güzel, izlenesi programlar yayınlanırdı. Programın ismini hatırlamıyorum ama bakır kızıl renkte kısa saçlı bir sunucu her hafta bir ülkeyi gezip seyahat programı yapıyordu. Düzenli izlediğimi hatırlamıyorum, çünkü o zaman seyahat etme, yeni ülke görme zevkini henüz tatmamıştım. Bir hafta sonu denk geldiğim bölüm Floransa’ydı. Gördükçe, anlatılanları dinledikçe neden bilmem ama büyülendim. Floransa’ya gitmek, o gördüğüm yerlerde bilakis bulunmak istedim ve hemen günlüğümün arasındaki hedefler listemin yazılı olduğu kağıdı çıkartıp ilk sıraya yerleştiriverdim.


Ve Floransa'ya gitme hedefim uzun bir süre de zirvede kaldı diyebilirim, yanına İtalya kültürü ve dili merakını da aldı, kartopu gibi yuvarlandı, büyüdü durdu. Floransa'da dil okullarına mı başvurmadığım kaldı, yoksa aslında geleceğinin olmadığını bal gibi de bildiğim master programlarına katılmadığım mı. Takıntılı gibi ucu bir şekilde Floransa’ya, İtalya’ya dokunacak her şeye katılmaya, eni konu her şeyi araştırmaya başladım. Ama üniversitenin bitmesiyle o ana kadar fark edemediğiniz gelecek kaygısı içine girip hem maddi hem de manevi olarak koşulları sağlayamadığımdan hedefler listemi revize edip, Floransa’yı hayaller listeme taşımak zorunda kaldım. Bu zaman içerisinde girdiğim her İtalyanca dersinde, izlediğim her İtalya belgeselinde, dinlediğim her İtalyanca şarkıda umutla karışık bir hüzün hissettim.

Acaba bir tek beni mi bu kadar çok etkiliyor bilmiyorum ama bence İtalya; tarihi, dili, müziği, halkı, kültürü ile kocaman bir dünya. Hepsi birbirinden bir şeyler alıyor, kendine katıyor. Siz de ucundan bir yerden değdiyseniz eğer, sizi de bu dünyanın içine sokuveriyor bir anda. Azıcık dilinden anlamaya başlayınca yaşamları, kültürü etkilemeye başlıyor; müziği kulağınıza bir başka geliyor; insanlarıyla benzerlikleri daha çok gözünüze çarpıyor, sanki Floransa uzak bir ülke değil de uzun süredir göremediğiniz ve en yakın bir fırsatta ziyaret etmeyi planladığınız büyükbabanızın o eski bağ evi gibi. Üzüm salkımları, fırında pişen ekmek, güzel kokulu meyveler, sıcacık aile bağları... Sanırım fazla kaptırdım kendimi... :)


İşte yıllarca içimde bu büyülü hisle bekledikten sonra hayalim gerçek oldu. Hem de hiç düşünemeyeceğim kadar güzel bir şekilde... Dünyanın en düşünceli eşine sahibim ki benimle evlenmesi beni yeterince mutlu etmezmiş gibi bir de balayına Floransa'ya gitmeyi teklif edince en büyük hayalimin hafiften hedefler listeme geri dönebileceğini hissettim. Çok heyecanlıydı, şehre adımımı atana kadar da bu durum değişmedi. Önce kabaca gidiş-dönüş rotasını belirleyip uçak biletlerimizi aldık, sonra otel ve vize halloldu. Geriye de bir sürü zaman ve bu 1 haftayı nasıl dolu dolu geçirebiliriz diye bana araştırma yapıp plan hazırlamak kaldı.


O kadar çok hissettiğim, tattığım şey, yaşadığım güzellik var ki; korkarım, şehri anlatmak için yazım sayfalarca sürebilir.


Önce kısacık genel bir bilgiyle başlamak isterim.


Floransa, bölgelerden oluşan ülkenin Toskana bölgesinin başkentidir. Siena, Pisa, Bologna ve San Marino’yla çevrelenmiş bu şehir aynı zamanda İtalyan Rönesansı’nın da doğduğu yerdir. Zamanında ülkenin başkentliğini de yapmıştır. İsmi aslında “Florentina”dır; çiçekler şehri anlamına gelir. Zaten amblemi de beyaz zemin üzerine Florens navruzundan gelen (Iris Filorentina) kırmızı zambaktır. Bu amblem ilk belirlendiğinde kırmızı zemin üzerine beyaz zambak şeklindeymış, fakat 1252 yılında şehir kendini Alman yönetiminden kurtardıktan sonra bu renkler yer değiştirilmiş ve şimdiki halini almış. O zamandan bu zamana şehrin pek çok yerinde çeşitli şekillerde kullanılmakta.




Floransa’ya ulaşım konusunda hemen her Avrupa ülkesinde göreceğiniz kolaylıkları bu şehirde de göreceksiniz. Kent merkezine yakın bir havaalanı bulunmaktadır; Amerigo Vespucci Havaalanı. Bu havaalanına pek çok Avrupa şehrinden uçuş mevcut. Aynı zamanda çevredeki Roma, Bologna, Milano şehirlerinden hızlı tren ile de Floransa’ya ulaşımı sağlayabilirsiniz. İstanbul’dan THY ve Pegasus’un (Floransa hariç) İtalya’nın pek çok şehrine direkt uçuşu var. Biz de Floransa’ya ulaşmak için ikinci yolu tercih ettik ve Bologna’ya inip oradan hızlı tren ile hayallerimdeki şehre vardık.


Tren, şehirler arasında en çok kullanılan ulaşım şekli. Seferlerin sıklığı, tren ağının çok geniş olması ve servisin çok kullanışlı olması gerçekten de treni seçmemek için bir sebep bırakmıyor. Tren biletlerini http://www.trenitalia.com/ sitesinden alabilirsiniz. Böylece istediğiniz gün, istediğiniz saat ve istediğiniz yerden bilet alabiliyorsunuz. 30 gün öncesinden alırsanız “meno 30” kampanyasıyla ücrette %30 bir indirim olmuş oluyor. Bundan sonra mailinize PNR koduyla biletiniz geliyor, isterseniz çıktı alın isterseniz telefonunuza kaydedin ama mutlaka yolculuk esnasında yanınızda bulundurun. Çünkü istasyon girişinde ya da trenlere binişte kimse size bilet sormuyor, güzelce uygun yerde treninizi bekleyip, geldiğinde yerinize oturuyorsunuz. Tabi bu durum suistimalleri de bazen beraberinde getirebiliyor. Örneğin yerinizde başka birisi oturmuş olabiliyor ve sizin geldiğinizi anladığında hemen kalkıp başka bir boş yere oturuyor. Böyle durumları engellemek için de tren seyir halindeyken bilet kontrolü yapılabiliyor, bu durumda biletinizi gösteremezseniz anında cezai işlem uygulanıyor. Zaten genel olarak Avrupa’daki eğilim karşıdakine %100 güven yönünde ama bir kere bu güveni sarsacak bir hareket yaparsanız da ceza telafisiz olarak uygulanıyor.


Tren yolculuğuna dönecek olursak, Bologna-Floransa arası yolculuk yarım saat sürüyor. Konforlu ve güzel manzaralı otuz dakikanın ardından Floransa SantaMaria Novella tren istasyonuna varıyoruz. Bizi bir sürü platformun bulunduğu eski ama görkemli bir istasyon karşılıyor. Önce bir İtalya havasını içimize çekip, sonra Floransa toprağında ilk fotoğrafımızı çektiriyoruz :)





Şehir zaten yürüyerek gezilebilecek kadar bir alanda olduğundan otelimize yürüyerek gitmek istedik. Bizi 5 gün boyunca ağırlayacak otelimiz ünlü Ponte Vecchio köprüsünün yanındaki Hotel PittiPalace al Ponte Vecchio idi. Minik ve dar sokakların birleştiği bir noktada yer alan otelin konumu inanılmaz güzeldi. Pencereden bakınca bir tarafta köprünün her daim ev sahipliği yaptığı fotoğraf meraklısı turistleri, diğer tarafta elinde bir dilim pizza ile öğle yemeğini ayakta geçiştiren ziyaretçileri, öbür tarafta nezih bir lokantada Chianti'sini yudumlayan ve hayata karşı hiç de acelesi olmayan yerlileri görmek mümkün. Odaları, mimarisi, sessizliği ile otelde lüks içinde boğulmaktansa şehri keşfetmek isteyenlerin çok memnun kalarak tercih edebilecekleri bir otel.



Yeni bir şehre, ülkeye gittiğimde en sevdiğim an havaalanından/tren istasyonundan çıkıp otele doğru yol almaya başladığım andır; şehirle ilk tanıştığım, ne kadar yorgun olursam olayım bir anda sayısız gözlem yaptığım, ayrıntılarda zevkle boğulduğum dakikalar. İlk izlenimim yaşadığımız şehirden Floransa’ya geldiğimizde sanki başka bir boyuta geçmiş gibi olduğumuzdu. Adım attığınız her yerde tarihin izini görmek mümkün. Hiçbir bina, köprü es geçilmemiş, hepsinde bir sanat dokunuşu bir incelik var. Her binanın, her eserin bir hikayesi, bir geçmişi var. Bunun yanı sıra günümüz sanat ve esprilerini de görmek mümkün. O kadar tarihi dokunuşun arasında şehre ayak basar basmaz fark edeceğiniz bir diğer şey de yol tabelalarındaki esprili çizimler. Biz ilk fark ettiğimizde sadece o tabelaya ait bir şeymiş gibi düşünmüştük ama rast geldiğimiz her yol tabelasında bir farklılık görünce bu durumu araştırma gereği gördük. Tüm bu sokak sanatı Floransa'da yaşayan Fransız sanatçı Clet Abraham'a ait.




Yolda gördüğüm yerlerden fazlasını görmek için sabırsızlanıyorum fakat şehre varışımız akşam olduğu için ufak bir çevre gezisi ve atıştırmadan sonra dinlenmek ve ertesi günkü yoğun şehir turumuza hazırlanmak için otelimize çekiliyoruz. Buraya gelmeden önce yaptığım uzun araştırmalar sonucunda rotalar ve detaylarıyla birlikte gezilecek yerleri çıkartmıştım. Bu ufak birikimimi bir sonraki yazımda Floransa'da turist olacaklara ve şehri yeni keşfedeceklere ufak bir yardım olarak paylaşacağım.



2 yorum: