5 öneriyle Floransa'nın 'tad'ını çıkarın
Floransa’da geçirdiğim günleri
düşündükçe aklıma bu şehri nedenini bilmediğim şekilde çok sevdiğim, güzel yemekler,
güzel mekanlar, huzur, mutluluk geliyor. Sayıyı beşe indirmek bu sefer gerçekten de
çok zor oldu ama bu beş maddecik şehre kısa zaman ayırabilecekler için maksimumda
verimli olacaktır diye düşünüyorum.
1. Akşam yemeğinde Floransa
usulü biftek (bistecca fiorentina) deneyin
Floransa mutfağının ünlü yemeği olan Floransa usulü biftek bu şehre
geldiğinizde kesinlikle tatmanız gereken bir lezzet. Yeni bir şehre gittiğimde
gezip görmeyi, yerel lezzetleri tatmaktan daha çok merak ederim. Ama ne zaman ki
bir lezzet çok meşhursa o zaman da denemeden geçmemek gerek.
Floransa usulü biftek, aslen Chianina sığır etinden yapılır. Adını
Toskana bölgesindeki Chiana vadisinden alan yaklaşık 2000 yıllık geçmişe sahip
bu sığır türünün eti yumuşak ve yağsızdır. Yaklaşık iki parmak kalınlığındaki et,
kömür ateşinde pişer ve sade yenilebildiği gibi yanında sote ıspanak,
haşlanmış patates ya da fasulye ile de çok hoş bir lezzete sahip olabilir.
Bu kadar üne sahip olmasının altında yatan temel sebep tabi ki etin
kalitesi ve pişirme püf noktalarıdır. Et, kömür ateşinde pişer, öncesinde asla
tuzlanmaz ya da baharatlandırılmaz; sade olarak "az pişmiş" ya da
"orta karar pişmiş" olarak hazırlanır. Eti "well done"
sevenler için ya sonu mutlak lezzetle biten bir macera ya da keşkelerle
hatırlanacak kaçmış bir lezzet olacaktır. Tercih sizin!
Bazı restoranlar kilo ile servis yapsa da çoğu yerde porsiyon olarak da
sipariş verebilirsiniz. Masanıza gelirken tuz ve çok az taze öğütülmüş kara
biber eklenip, birkaç damla da sızma zeytinyağı dökülerek son eklemeleri
yapılır.
2. Güneşi Toskana'nın nefis şarapları eşliğinde batırın
Toskana bölgesi toprağıyla, taşıyla, güneşiyle
o kadar verimli bir yer ki, şarabı, peyniri, ekmeği her şeyi katkısızca
lezzetli. Ama en popüleri de tabi ki şarap.
Chianti şarabı, adını tahmin edileceği üzere
Toskana'nın merkez bölgesi Chianti'den alır. Sangiovese üzümlerinden yapılan bu
şarap yıllanma süresi ve içerdiği alkol oranına göre sınıflandırılır. Herhangi
bir restorana gittiğinizde bizimkilerin pet şişede su getirmesi gibi günün
saati ne olursa olsun masanıza porselen, küçük bir sürahide ev yapımı şarap
gelir. Ama tavsiyem bununla kalmayıp özellikle "wine bar" olarak
tanımlanan yıllanmış, ünlü ve özellikli şarapların sunulduğu barlarda şarap
tadımı yapmanız. Seçeceğiniz menüye göre size 3 veya 6 tane farklı şarap
geliyor. Kimisi tatlı, kimisi kokulu, kimisi çok sert ve hepsi de Toskana'da
yetişen üzümlerle üretilmiş. Her şarabı tatmadan önce eğitimli garson size o
şarabın yıllanma süresi, yetiştirildiği yer, nasıl tadılacağı ve ayırt edici
diğer özellikleri hakkında bilgi veriyor. Ve tabi ki yanında da enfes şarap
mezeleri geliyor; Toskana'da üretilen peynir çeşitleri, ev yapımı reçelle karamelize
edilmiş soğan, balla kavrulmuş ceviz...
Maalesef ülkemizde şarap çoğu zaman bira gibi
ayakta ve hızlı içilen bir içki olarak tüketilmekte. Ama sanırım biraz daha
fazla saygıyı hak ediyor. En azından bir sofrayı, bir kaç mezeyi ve yavaş
yavaş, tadına varılarak içilmeyi hak ettiğini düşünüyorum. Biraz ayrıştırıcı
şekilde tatmayı öğrendiğiniz ve kendi şarap seçimlerinizi oluşturabildiğiniz
zaman bence dünyanın en keyif veren içkilerinden biri.
Biz bu aktivite için tam olarak Pitti
Sarayı'nın karşısında bulunan bir wine bar'a oturmuştuk: Enoteca Pitti Gola e Cantina
Dostoevskij'nin Budala (L'idiota) romanını bitirdiği binanın hemen yanında :)
Şaraplar, sunum, servis, garsonların misafirperverliği çok hoş. Tavsiyedir.
3. Akşamüzeri pikniğinizi huzurun adresi Boboli Bahçeleri'nde yapın
Boboli Bahçeleri'ni ne kadar anlatsam,
sayfalar da yazsam bitiremem sanırım. Sayısız heykel, sanat eseri, tarih vs..
Ama sanırım karşılaştığım en güzel şey tüm karmaşadan uzak mutlak bir sessizlik
ve huzur. Tavsiyem sandviçinizi, bardak termosta çay ya da şarabınızı alıp bu güzel ve
kocaman bahçeyi gezdikten sonra günü yeşillerin ortasında minik bir piknikle
sonlandırmak olacaktır. Eğer bir daha gitme fırsatım olursa sırt çantamı
doldurup tüm bir günümü Boboli Bahçeleri'nde geçirmeye hazırım!
4. Günün en sakin zamanında Ponte Vecchio'nun tadını çıkarın
Şehrin sembollerinden olan bu eski köprünün
güzelliği malum.. Her daim bir turist akını mevcut, kalabalık daimi sanki. En
iyisi şöyle sakinleyen bir saatte köprü girişindeki Caffe Pontevecchio dondurmacısından enfes bir dondurma
alıp köprüyü ağır ağır geçmek, belki ortada durup nehre vuran ışıklarla
birlikte bir fotoğraf çektirmek...
5. Kızıl çatıları gören bir terasta keyif kahvesi için
Son öneri Doğukan'dan geliyor. Kendisinin en
sevdiği anlardan biri olduğu için tavsiye edilmeye değer bulduğunu belirtti :)
Otelimizin (Hotel Pitti Palace al Ponte Vecchio) kahvaltı salonu en üst katta, terasta olduğu için her sabah şehrin güzel çatı
manzarasına nazır bir şekilde kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı dediğim tabi ki de
Avrupa tarzında.. Bol kruvasanlı ve kahveli. Kahvaltı sonrası keyif kahvemizi
de Duomo'nun kubbesine karşı içtik.
Muhtemelen kalacağınız otelin kahvaltı salonu
da binanın en üst katında, terasında ya da en azından şehrin çatılarını görebilecek
bir katta olacaktır. Eğer böyle bir imkan yoksa da erkenden kalkıp Michelangelo
Meydanı’na (Piazza Michelangelo) gidip, kahvaltıyı şehre karşı yapabilirsiniz. Bu
güzel manzaraya karşı bizim yerimize de bir bardak kahve içmeyi unutmayın!
Yazıyı bitirdikten sonra fark ettim ki ilk
paragrafta kurduğum cümleden ne kadar da tezat bir şekilde ilerlemişim... Hem ben
yemem, gezerim deyip hem de 5 maddenin hepsinde de yiyecek bir şeylerden
bahsetmiş olmam değişik ve komik olmuş :) Ama sanıyorum ne yaparsanız yapın
bu şehrin “tadına” varırken fonda mutlaka
bir yiyecek, içecek oluyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder