22 Haziran 2014 Pazar
20 Haziran 2014 Cuma
Bir şehri keşif: Floransa
Floransa yüzey ölçümü küçük olduğu için yürüyerek gezilebilen bir şehir. Gitmek istediğiniz yere giderken ara sokaklarda da ufak detayları keşfedebilir dolu dolu bir gezi yapabilirsiniz. Çeşitli gezi bloglarından Floransa’daki gezilmesi gereken yerleri kolayca bulabilirsiniz ama benim tavsiyem haritadan bağımsız olarak ara sokaklarda kaybolmalı ve şehre özgü, gizlenmiş ayrıntıları keşfetmeli.
Ama tabi ki de gidip de görmeden
gelmememiz gereken bir sürü yer var...
Piazza Del Duomo ve kathedral: Şehrin dini merkezi olarak bilinen bu bölge aslında seyahat rehberlerinde ve Google’da Floransa’yı
betimleyen resimlere konu olan bölgedir. Ara sokaklardan ulaşacağınız bu koca
meydanda devasa bir katedral ve uzun bir kule ile karşılaşırsınız. 150 mt
uzunluğu ve 40mt genişliğiyle dünyadaki en büyük 3. Katedral olan Santa Maria
del Fiore, ismini şehrin eski isminden (flower-fiore) almıştır. İnşasına 1296 yılında dini ve
sivil hayatı birleştirmek amacıyla başlanmıştır. Dış duvarlarında Toskana tarzı
gotik tasarımları ve heykelleri görebilirsiniz. Kubbesi, Roma’da bulunan
Pantheon’dan esinlenilerek yapılmıştır.
Katedralin bir parçası olarak yanı
başında bulunan çan kulesi, Giotto tarafından 1334 yılında inşa edilmeye başlanmış, fakat ünlü mimarın 1337 senesinde vefatıyla öğrencileri tarafından 1359
yılında bitirilmiştir.
Battistero di San
Giovanni: Katedralin tam karşısında bulunan sekizgen şeklindeki vaftizhane Medici ailesinden Dante’ye kadar pek çok ünlü katoliğin vaftiz
edildiği yerdir. Lorenzo Ghiberti tarafından
yapılan üç tane bronz kapısı bulunur. Hepsinin üzerinde rölyef heykeller
bulunur. Fakat bir tanesi vardır ki üzerindeki betimlemelerin güzelliğiyle Michelangelo tarafından Cennet
Kapısı olarak adlandırılmıştır. Bu kapının üzerinde İncil’de bahsedilen 10
tane olay betimlenmiştir. http://www.museumsinflorence.com/musei/Baptistery_of_florence.html adresinden bu betimlemeleri ve
anlamlarını inceleyebilirsiniz. Ayrıca kapının üzerinde Ghiberti’nin kendisini
de minik heykeller olarak görmeniz mümkün.
Palazzo Vecchio: Arnolfo
di Cambio'nun tasarladığı "Eski Saray" anlamına gelen Palazzo
Vecchio, şehrin en eski ve en görkemli binalarından bir tanesi. Signora Meydanı'ndaki (Piazza Signora) bu
saray, 1872'den beri belediye sarayı olarak kullanılmaktadır. Şu anda müze
olarak gezebilen sarayın iç dekorasyonu Medici ve ailesinin
ikametgahıyla birlikte 1540 yıllarında o dönemin ünlü sanatçıların birbirinden
başarılı ve ünlü eserleriyle süslenmiştir.
Sarayın
kapısında Hercules ve Cacus heykellerini, yan tarafındaki kubbeli bölmede de
Medusa kafasını taşıyan Perseus heykeli, David, Loggia Dei Lanzi ve Sabin
kadınlarının kaçırılmasını betimleyen Giambologna’nın eserinin kopyasını
görebilirsiniz.
Sarayın bir bölümü olan 95 metre uzunluğundaki Arnolfo'nun Kulesi ise (Torre di Arnolfo) Floransa'da orta çağdan kalan en etkileyici ve en uzun kulelerden biridir. 416 tane basamağı tırmanmaya hazırsanız en tepede sizi Floransa'nın eşsiz manzarası beliyor olacaktır.
Galleria dell'Accademia ve Uffizi: Sanırım günümüzde bu müzeyi herkes ünlü David heykeli ile hatırlıyordur. 1873'ten beri Michelangelo'nun bu ünlü eserinin orijinaline ev
sahipliği yapan müze, Signora Meydanı'nda
yer alır. Sadece David heykeliyle kalmayıp içerisinde sayısız ünlü sanatçının
ünlü eserlerini görebilirsiniz.
Uffizi, İtalyanca'da "ofisler" anlamına gelir. Bundan da
anlaşılacağı gibi inşası 1581 yılında biten binanın kullanım şekli Floransa
sulh yargıçlarının çalışma ofisi olarak belirlenmiştir. Günümüzde ise pek çok
sanat eserini görebileceğiniz bir müze olarak hizmet vermektedir.
Floransa'nın en
çok ziyaret edilen bu müzelerine giriş için tavsiyem, önceden internet
üzerinden giriş biletlerinizi almanız. Aksi takdirde sabahın erken saatinde gitseniz
dahi uzun bir kuyrukla karşılaşabilirsiniz. Biletleri internetten
alabileceğiniz çok fazla site var. Bazılarında yanına ilave edilmiş rehberli
turlar da var. Eğer şehrin müze atmosferi yetmez, mutlaka ince ince gezeceğim
derseniz kesinlikle biraz araştırma yapıp, bol zaman ayırıp bir rehber
eşliğinde gezmenizi tavsiye ederim.
Müzeler konusunda laf açılmışken
çoğu müzenin Pazartesi günleri kapalı, onun yerine Pazar günleri açık olduğunu
söylemem gerek. O yüzden gezi rotalarını planlarken mutlaka önceden bilgi
edinmek gerekir, aksi takdirde pazartesi gününü müzelere ayırdıysanız kapalı
kapılarla karşılamaya hazır olun...
Ücretler konusunda da, bu şehirde
de diğer turistik yerlerde olduğu gibi tek kart alıp (Floransa card) şehrin
büyük bölümünde geçiş üstünlüğüne sahip olup, rezervasyonsuz şekilde giriş
yapabilirsiniz. Biz gezilerimizi daha günü birlik planlamak istediğimiz için bu
kartı almak yerine girişleri önceden rezervasyonla ya da direkt kapıdan gerçekleştirdik.
Ponte Vecchio: Şehrin en ünlü simgelerinden biridir.
İtalyanca’da “ponte” köprü; “vecchio” da eski anlamına gelir. 14. yy’da
yapılmış Ponte Vecchio, şehrin ortasından geçen Arno nehri üzerindeki altı
köprüden en eski olanıdır; ve belki de bu özelliğiyle ismine en uygun. II.Dünya
Savaşı’ndan ve 1966 yılındaki selden kurtulmuştur. Bir ucunda Uffici, diğer
ucunda da Medici Sarayı bulunur. İlk yapıldığında köprü üzerinde manavlar ve
kasaplar varken daha sonra bu dükkanlar kuyumcuya dönüşmüştür.
Köprü üzerinde devam ettiğinizde
tam ortada Floransalı ünlü kuyumcu ve heykel ustası Benvenuto Cellini’nin
büstünü görebilirsiniz. Tam bu noktada muhteşem fotoğraf kareleri
yakalayabilir, Arno Nehri’nin güzelliğini uzun uzun seyredebilirsiniz. Bu
köprü, Google’a Floransa yazdığınızda en çok gördüğünüz resimlerden bir
diğeridir. Nehri arkaya alıp mutlaka bir fotoğraf çektirmek gerekir!
Bu köprüye gelmişken VasariKoridoru’nu da görmeden geçemeyiz. Manelli ailesi Medici’nin (O zamanın dükü) geçişine
izin vermeyince bu koridor, Vecchio ve Pitti saraylarını birbirine bağlaması
amacıyla Giorgio Vasari
tarafından yapılmıştır. Bu ünlü koridoru dışarıdan görmek mümkün, şayet
içeriden görmek isterseniz biletinizi önceden almanız gerekmektedir.
Piazzale Michelangelo: Muhteşem Floransa manzarasıyla ünlü
bu meydan, şehri ziyaret edenlerin olmaz olmaz duraklarından. 1869 yılında
mimar Giuseppe Poggi tarafından tasarlanmış ve Michelangelo’ya
adanmıştır. Şehrin tüm köprülerini ve ünlü noktalarını görebileceğiniz bu
meydana yürüyerek ya da otobüsle ulaşabilirsiniz. Panoramik fotoğraf
meraklıları için en önemli durak!
Palazzo Pitti: Floransa'da
gezilecek yerlerin arasındaki en önemli duraklardan biri olan saray 15.
yüzyılda inşa edilmeye başlanmış ve 1550 yılında Dük Medici'nin eşi Eleonora da Toledo tarafından satın
alınmıştır. Daha sonrasında da ailenin ikamet ettiği saray haline gelmiştir.
Sarayın sol tarafında Dük, sağ tarafında da varisleri kalırmış. İkame
edileceğinden dolayı saraya, bugünkü haline gelene kadar çeşitli mimarlar
tarafından eklemeler ve düzeltmeler yapılmıştır.
Sarayın bünyesinde bir çok müze bulunmaktadır, Porselen Müzesi, Gümüş Müzesi, dönemi yansıtan Kostüm, Sanat ve Dekorasyon müzeleri. Bu müzeleri gezerek o dönemi ve yaşantıları daha yakından tanıyabilirsiniz.
Sarayın avlusunda Herkül heykeli ve Pietro Tacca tarafından yapılan çeşme bulunmaktadır. Sarayın giriş kapısının tam karşısından da sarayın arka tarafındaki büyük Boboli Bahçeleri'ne açılan kapı bulunmaktadır.
Il Giardino di Boboli: Pitti Sarayı’ndan sonra mutlaka gezmeniz gereken bir durak olarak Boboli Bahçeleri... Sarayın avlusundan bahçeye açılan kapı sanki sizi başka bir boyuta taşır. Bir anda sessizliğin, huzurun, yeşilin ve Rönesans döneminin ortasında buluverirsiniz kendinizi. Bu kapıdan girince sizi ilk olarak amfi tiyatro karşılar. 16. ve 17.yy heykelleriyle bir açık hava müzesi gibidir. Aynı eksen boyunca Neptün Çeşmesi (Fountain of the Fork), Stoldo Lorenzi tarafından yapılan Neptün Heykeli’ni ve devam ettiğinizde Toskana’nın bereketini simgeleyen Plenty heykelini (Abbondanza) görebilirsiniz.
Bol boyunca sayısız heykel,
tarihi eser ve sanatsal çalışma görebileceğiniz bu devasa bahçede saatlerin
nasıl geçtiğini anlamayacaksınız bile. Hafif yokuşlu patikalardan yürürken
heykeller arasında fotoğraf çektirmeyi, ara sıra banklarda dinlenip huzuru ve
sessizliği dinlemeyi, Okyanus Çeşmesi
(Vasca dell’isola)’ndeki limon çiçeklerini seyretmeyi sakın pas geçmeyin.
Ayrıca Dan Brown’un Cehennem
(Inferno) adlı kitabında geçen pek çok heykeli bu bahçelerde ziyaret edebilirsiniz.
Mercato Centrale: Floransa’da, uğrayıp bölgenin taze
ürünlerini görüp tadabileceğiniz bir sürü günlük açılan pazar bulunmakta.
Toskana Bölgesi çok verimli, çok üretken bir bölge olduğu için sayısız taze ve
leziz yiyecekle karşılabilirsiniz. Mercato Centrale (Merkez Pazar), Ariento Caddesi’nde San Lorenzo pazarının içerisinde bulunmaktadır.
Sabah 7’den öğlen 2’ye kadar açık olup, Pazar günleri ve tatillerde kapalıdır.
Fiesole: Floransa’yı gezdikten sonra mutlaka 1 günü de hem güzel manzaralı hem de hala tarihin izlerini taşıyan Fiesole’ye ayırmak gerekir. San Marco meydanından binilebilecek 7 numaralı otobüs sizi Toskana’yı daha da yakından tanıyabileceğiniz bu küçük şehre ulaştıracaktır. En önemli tarihi yapısı, geçmişi 11. yüzyıla dayanan San Romolo Katedrali'dir. Hemen yanında Roma tiyatrosunu görebilirsiniz. Yaklaşık üç bin kişi kapasiteli bu tiyatronun geçmişi de İ.Ö. 100 lere dayanmaktadır.
Geldiğinize değecek bir başka
durak da San Franceso kilisesidir.
Dik yokuşu takip ederek ulaştığınız kiliseden Floransa’nın en güzel manzarasını
görebilir ve eğer fotoğraf meraklısıysanız en güzel kareler için seve seve
saatlerinizi harcayabilirsiniz. Dönüş yolunda gene otobüsle merkeze dönebilir
ya da yürüyerek dönmeyi tercih ederseniz hem güzel yeşil manzaraların görselliğinin
tadına varıp, hem de Toskana’yı yaşayarak keşfedebilirsiniz.
Bu tarih kokan şehirde yukarıdaki kısaca bahsettiğim duraklardan çok çok daha fazlasını bulabilirsiniz. Geniş ve bol vaktiniz varsa aşağıdaki rotalarda uzun uzun gezerek ve bilakis sokaklarda kaybolarak, bol bol tarih kokan Floransa’nın tadını çıkarmanızı tavsiye ederim. Bir kaç rota tavsiyesi olarak:
I. Vaftizhane – Duomo – Medici
Palace – Medici Şapelleri
II. Palazzo Vecchio – Uffizi – Science Museum
III. Santa Maria Novella – Ponte Vecchio – Pitti Palace – Boboli Bahçeleri
IV. Michelangelo Meydanı – Forte di Belvedere
V. Floransa – Fiesole
Her adımda sizi başka bir
boyuttaymışsınız gibi hissettiren, huzur veren bu şehri umarım bir kez daha ziyaret edebilirim...
12 Haziran 2014 Perşembe
La citta' dei miei sogni: Firenze
Küçük yaştayken, yapılacaklar ve hedefler diye iki tane liste yapardım. Daha hevesle çalışır, hedeflerime ulaşınca daha çok mutlu olurdum. Zaman geçtikçe, hedefler büyümeye, bir noktadan sonra türlü imkanlar tekrar gözden geçirilince bu hedefler hayallere dönüşmeye başladı. Floransa’ya gitme hedefini (ve sonradan gerçekleşene kadar hayal olarak kalacaktı) listeme yazdığım anı çok net hatırlıyorum. Tv8’in taze zamanlarıydı; çok güzel, izlenesi programlar yayınlanırdı. Programın ismini hatırlamıyorum ama bakır kızıl renkte kısa saçlı bir sunucu her hafta bir ülkeyi gezip seyahat programı yapıyordu. Düzenli izlediğimi hatırlamıyorum, çünkü o zaman seyahat etme, yeni ülke görme zevkini henüz tatmamıştım. Bir hafta sonu denk geldiğim bölüm Floransa’ydı. Gördükçe, anlatılanları dinledikçe neden bilmem ama büyülendim. Floransa’ya gitmek, o gördüğüm yerlerde bilakis bulunmak istedim ve hemen günlüğümün arasındaki hedefler listemin yazılı olduğu kağıdı çıkartıp ilk sıraya yerleştiriverdim.
Ve Floransa'ya gitme hedefim uzun bir süre de
zirvede kaldı diyebilirim, yanına İtalya kültürü ve dili merakını da aldı, kartopu gibi
yuvarlandı, büyüdü durdu. Floransa'da dil okullarına mı başvurmadığım kaldı,
yoksa aslında geleceğinin olmadığını bal gibi de bildiğim master programlarına
katılmadığım mı. Takıntılı gibi ucu bir şekilde Floransa’ya, İtalya’ya
dokunacak her şeye katılmaya, eni konu her şeyi araştırmaya başladım. Ama
üniversitenin bitmesiyle o ana kadar fark edemediğiniz gelecek kaygısı içine
girip hem maddi hem de manevi olarak koşulları sağlayamadığımdan hedefler listemi
revize edip, Floransa’yı hayaller listeme taşımak zorunda kaldım.
Bu zaman içerisinde girdiğim her İtalyanca dersinde, izlediğim her İtalya
belgeselinde, dinlediğim her İtalyanca şarkıda umutla karışık bir hüzün
hissettim.
Acaba bir tek beni mi bu kadar
çok etkiliyor bilmiyorum ama bence İtalya; tarihi, dili, müziği, halkı, kültürü
ile kocaman bir dünya. Hepsi birbirinden bir şeyler alıyor, kendine katıyor. Siz
de ucundan bir yerden değdiyseniz eğer, sizi de bu dünyanın içine sokuveriyor
bir anda. Azıcık dilinden anlamaya başlayınca yaşamları, kültürü etkilemeye
başlıyor; müziği kulağınıza bir başka geliyor; insanlarıyla benzerlikleri daha
çok gözünüze çarpıyor, sanki Floransa uzak bir ülke değil de uzun süredir
göremediğiniz ve en yakın bir fırsatta ziyaret etmeyi planladığınız
büyükbabanızın o eski bağ evi gibi. Üzüm salkımları, fırında pişen ekmek, güzel
kokulu meyveler, sıcacık aile bağları... Sanırım fazla kaptırdım kendimi... :)
İşte yıllarca içimde bu büyülü
hisle bekledikten sonra hayalim gerçek oldu. Hem de hiç düşünemeyeceğim kadar
güzel bir şekilde... Dünyanın en düşünceli eşine sahibim ki benimle evlenmesi beni yeterince mutlu etmezmiş gibi bir de balayına Floransa'ya gitmeyi teklif edince en büyük hayalimin hafiften hedefler listeme geri dönebileceğini hissettim. Çok heyecanlıydı, şehre adımımı atana kadar da bu
durum değişmedi. Önce kabaca gidiş-dönüş rotasını belirleyip uçak biletlerimizi
aldık, sonra otel ve vize halloldu. Geriye de bir sürü zaman ve bu 1 haftayı
nasıl dolu dolu geçirebiliriz diye bana araştırma yapıp plan hazırlamak kaldı.
O kadar çok hissettiğim, tattığım
şey, yaşadığım güzellik var ki; korkarım, şehri anlatmak için yazım sayfalarca sürebilir.
Önce kısacık genel bir bilgiyle
başlamak isterim.
Floransa, bölgelerden oluşan
ülkenin Toskana bölgesinin
başkentidir. Siena, Pisa, Bologna ve San Marino’yla çevrelenmiş bu şehir aynı
zamanda İtalyan Rönesansı’nın da doğduğu yerdir. Zamanında ülkenin
başkentliğini de yapmıştır. İsmi aslında “Florentina”dır;
çiçekler şehri anlamına gelir. Zaten amblemi de beyaz zemin üzerine Florens navruzundan gelen (Iris Filorentina) kırmızı zambaktır. Bu
amblem ilk belirlendiğinde kırmızı zemin üzerine beyaz zambak şeklindeymış,
fakat 1252 yılında şehir kendini Alman yönetiminden kurtardıktan sonra bu
renkler yer değiştirilmiş ve şimdiki halini almış. O zamandan bu zamana şehrin
pek çok yerinde çeşitli şekillerde kullanılmakta.
Floransa’ya ulaşım konusunda
hemen her Avrupa ülkesinde göreceğiniz kolaylıkları bu şehirde de göreceksiniz.
Kent merkezine yakın bir havaalanı bulunmaktadır; Amerigo Vespucci Havaalanı. Bu havaalanına pek çok Avrupa şehrinden
uçuş mevcut. Aynı zamanda çevredeki Roma, Bologna, Milano şehirlerinden hızlı
tren ile de Floransa’ya ulaşımı sağlayabilirsiniz. İstanbul’dan THY ve
Pegasus’un (Floransa hariç) İtalya’nın pek çok şehrine direkt uçuşu var. Biz de
Floransa’ya ulaşmak için ikinci yolu tercih ettik ve Bologna’ya inip oradan
hızlı tren ile hayallerimdeki şehre vardık.
Tren, şehirler arasında en çok
kullanılan ulaşım şekli. Seferlerin sıklığı, tren ağının çok geniş olması ve
servisin çok kullanışlı olması gerçekten de treni seçmemek için bir sebep
bırakmıyor. Tren biletlerini http://www.trenitalia.com/
sitesinden alabilirsiniz. Böylece istediğiniz gün, istediğiniz saat ve
istediğiniz yerden bilet alabiliyorsunuz. 30 gün öncesinden alırsanız “meno 30” kampanyasıyla ücrette %30 bir
indirim olmuş oluyor. Bundan sonra mailinize PNR koduyla biletiniz geliyor,
isterseniz çıktı alın isterseniz telefonunuza kaydedin ama mutlaka yolculuk
esnasında yanınızda bulundurun. Çünkü istasyon girişinde ya da trenlere binişte
kimse size bilet sormuyor, güzelce uygun yerde treninizi bekleyip, geldiğinde
yerinize oturuyorsunuz. Tabi bu durum suistimalleri de bazen beraberinde
getirebiliyor. Örneğin yerinizde başka birisi oturmuş olabiliyor ve sizin
geldiğinizi anladığında hemen kalkıp başka bir boş yere oturuyor. Böyle
durumları engellemek için de tren seyir halindeyken bilet kontrolü
yapılabiliyor, bu durumda biletinizi gösteremezseniz anında cezai işlem
uygulanıyor. Zaten genel olarak Avrupa’daki eğilim karşıdakine %100 güven yönünde
ama bir kere bu güveni sarsacak bir hareket yaparsanız da ceza telafisiz olarak
uygulanıyor.
Tren yolculuğuna dönecek olursak,
Bologna-Floransa arası yolculuk yarım saat sürüyor. Konforlu ve güzel manzaralı
otuz dakikanın ardından Floransa SantaMaria Novella tren istasyonuna varıyoruz. Bizi bir sürü platformun
bulunduğu eski ama görkemli bir istasyon karşılıyor. Önce bir İtalya havasını
içimize çekip, sonra Floransa toprağında ilk fotoğrafımızı çektiriyoruz :)
Şehir zaten yürüyerek
gezilebilecek kadar bir alanda olduğundan otelimize yürüyerek gitmek istedik.
Bizi 5 gün boyunca ağırlayacak otelimiz ünlü Ponte Vecchio köprüsünün yanındaki
Hotel PittiPalace al Ponte Vecchio idi. Minik ve dar sokakların birleştiği
bir noktada yer alan otelin konumu inanılmaz güzeldi. Pencereden bakınca bir
tarafta köprünün her daim ev sahipliği yaptığı fotoğraf meraklısı turistleri,
diğer tarafta elinde bir dilim pizza ile öğle yemeğini ayakta geçiştiren
ziyaretçileri, öbür tarafta nezih bir lokantada Chianti'sini yudumlayan ve
hayata karşı hiç de acelesi olmayan yerlileri görmek mümkün. Odaları, mimarisi,
sessizliği ile otelde lüks içinde boğulmaktansa şehri keşfetmek isteyenlerin
çok memnun kalarak tercih edebilecekleri bir otel.
Yeni bir şehre, ülkeye gittiğimde en sevdiğim an havaalanından/tren istasyonundan çıkıp otele doğru yol almaya başladığım andır; şehirle ilk tanıştığım, ne kadar yorgun olursam olayım bir anda sayısız gözlem yaptığım, ayrıntılarda zevkle boğulduğum dakikalar. İlk izlenimim yaşadığımız şehirden Floransa’ya geldiğimizde sanki başka bir boyuta geçmiş gibi olduğumuzdu. Adım attığınız her yerde tarihin izini görmek mümkün. Hiçbir bina, köprü es geçilmemiş, hepsinde bir sanat dokunuşu bir incelik var. Her binanın, her eserin bir hikayesi, bir geçmişi var. Bunun yanı sıra günümüz sanat ve esprilerini de görmek mümkün. O kadar tarihi dokunuşun arasında şehre ayak basar basmaz fark edeceğiniz bir diğer şey de yol tabelalarındaki esprili çizimler. Biz ilk fark ettiğimizde sadece o tabelaya ait bir şeymiş gibi düşünmüştük ama rast geldiğimiz her yol tabelasında bir farklılık görünce bu durumu araştırma gereği gördük. Tüm bu sokak sanatı Floransa'da yaşayan Fransız sanatçı Clet Abraham'a ait.
Yolda gördüğüm yerlerden
fazlasını görmek için sabırsızlanıyorum fakat şehre varışımız akşam olduğu için
ufak bir çevre gezisi ve atıştırmadan sonra dinlenmek ve ertesi günkü yoğun
şehir turumuza hazırlanmak için otelimize çekiliyoruz. Buraya gelmeden önce
yaptığım uzun araştırmalar sonucunda rotalar ve detaylarıyla birlikte gezilecek
yerleri çıkartmıştım. Bu ufak birikimimi bir sonraki yazımda Floransa'da turist
olacaklara ve şehri yeni keşfedeceklere ufak bir yardım olarak paylaşacağım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


